• 1) Bizimle çalışınca size daha çok müşteri gelecek. O yüzden fiyatı indirelim. Bizimle çalışan çok kazanır.

    (Bazı müşteriler işlerini daha ucuza yaptırabilmek amacıyla kendilerini sektördeki en değerli marka olarak izah ederler ve onunla çalışılırsa başka müşterilerin de ajansa geleceklerini söylerler. Israrla bunu kullanıp fiyat indirmeye çalışırlar. Oysa bizler reklam sektöründe çok nadir aynı sektördeki iki müşteri ile aynı anda çalışırız. Çocukları kandırmak için elma şekeri vermenin, iş dünyasındaki yetişkin versiyonu. Önce sen yeterince bütçe ayır da ben başka müşteri alıp almayacağıma kendim karar vereyim.)
  • 2) “Bu logoyu ben yaptım. Nasıl? Hem de taaaa 30 yıl önce.”

    (Bazı müşteriler, zamanında kimseyi bulamadıklarından ya da işin nasıl işleyeceğini bilmediğinden, logolarını kendileri yapmış olur. Bununla da övünürler. Onlar için hiçbir tasarımcının yaptığı ya da yapacağı logonun önemi yoktur.)
  • 3) “Ben de dün gece senaryo yazdım. Arkadaşlar benim esprilerimi çok sever. Çok komik bulurlar beni. Buna da çok güldüler. Bakın nasıl olmuş?”

    (Bazı müşteriler, içlerindeki yaratıcılığı ve reklamcılığı ortaya çıkarmak için her fırsatı değerlendirirler. Üstelik bunu işin profesyoneline de sıkılmadan deklare ederler.)
  • 4) “Biz dünyanın en iyi ürününü üretiriz.”

    (Ne güzel. Bundan ben mutlu mu olmalıyım? Asıl tüketici mutlu olmalı. O ne diyor? O da böyle mi düşünüyor?)
  • 5) “Logoyu büyütelim.”

    (Çok klasik bir repliktir bu. Bütün reklam-verenler reklamlarda logolarını büyütmek isterler. Logo büyüyünce sanki tüketici o ürünü daha çok almak isteyecek. Oysa dünyanın en ünlü markaları tam tersine logolarını değil, marka çağrışımları yapacak diğer renk, tipleme, yazı karakteri, ürün ambalajı gibi unsurları öne çıkarırlar. Neden acaba? Büyük markaların ve biz reklamcıların bilmediği bir durum var sanırım burada.)
  • 6) “Tüm bu sayfaya para ödüyorum. Buralar neden boş?”

    (Evet o ilanın olduğu tüm sayfa senin. Ama insanların yazıları rahat okuması, resimleri net görmesi, logoyu net seçebilmesi gibi nedenlerden ötürü reklamın belli alanlarının boş olmasında yarar var.)
  • 7) Saat 18:00 “Bu ilanı yarın sabah yollamanızı istiyorum, genel müdüre sunacağım.”

    (Biz reklamcılar bilindiği üzere uyumayız. Bizim mesleki bir tavrımızdır bu. Bu nedenle 7 gün 24 saat çalışırız. Doğal olarak müşteri akşam işten çıkıp kendisi evine giderken yeni işi ister ve sabah uyanıp ofisine geldiğinde de işi görmeyi arzu eder. Haklı.)
  • 8) “Bizden de az kazansın…”

    (Reklamcıların inanılmaz paralar kazandığı sanılır. Özellikle de son krizde bunun böyle olmadığını biraz anlamışlardır, diyordum ama anlaşılamamış. Bazı müşteriler, ısrarla bütçeleme yapılırken ajanslara bu repliği aktarırlar. Ajansın bir hayır kurumu olduğunu düşünüyorlar sanırım.)
  • 9) “Sizin metinleri yazan bir adamınız var mı?”

    (Bunu da duydum. Reklam ajansını, daha önce çalıştığı matbaa ile karıştıran müşteri doğal olarak böyle bir soruyu soracaktır. Ve bu mesleğin adı “metin yazarlığı” değil, “reklam yazarlığı”dır.)
  • 10) “Fotoğraf çekmek için para mı vereceğiz?”

    (E, bu doğal bir soru. Daha yeni katalog gibi çalışmalara başlayanlar, gördükleri diğer kataloglardaki fotoğrafların ücretsiz çekildiğiniz sanıyorlar. Çünkü, dünyada herkesin elinde küçük de olsa bir fotoğraf makinesi var ve herkes fotoğraf çekebiliyor. Herkesin otomobili var ve arada bir kaportayı açıyorlar. Ama sonunda otomobili oto sanayisindeki ustaya götürüyorlar. Bunun gibi bir durum.)
  • 11) “Biz bu parayı kazanmak için ne çok çalışıyoruz, biliyor musunuz?”

    (İstedikleri işlerin bütçesini duyunca bazı müşteriler çıldırıyor. Ama onlara söylediğimiz fiyata daha dün lüks iki adet otomobil aldığını da arada ağzından kaçırıyor. Tabii ki birde Rusya’da tatil için harcadığı paralar da işin cabası. Tüm oteli kapatmak bir iki yıllık reklam bütçesine denk geliyor ama bunu da hatırlatmıyoruz. Unutmadan, biz de o parayı kazanmak için çok çalışıyoruz.)
  • 12) “Bize öyle bir marka adı bulun ki, reklama ihtiyaç olmasın. O adı duyunca herkes bizi hatırlasın.”

    (İnanılmaz. Ama olabilir. Ama kimseye reklam yapmayınca insanlar nasıl duyacak? Bilmiyorum. Birde Türkiye’de artık boş marka adı neredeyse kalmadı, hatırlatalım.)
  • 13) “Reklamda benim torunu oynatalım. Herkes çok seviyor onu. Birde oyuncu parası vermemiş oluruz.”

    (Buyurun. Torun, konservatuar mezunu oyuncudur aslında. Öyle bir oyunculuğu vardır ki anlatılmaz, yaşanır. Şimdi nasıl dersin sen bu müşteriye, “bu iş böyle amatörlükleri kaldırmaz, tüketiciye ciddi bir iş sunacağız”, diye?)
  • 14) “120 dakikalık sinemadaki film 1 milyona mal oluyor. 30 saniyelik reklam nasıl 200 bin lira olur?”Saçmalamayın."

    (Sinema filmleri ile 30 saniyelik filmin çekimleri arasındaki teknoloji farkını ve oyunculuk ücretlerinin değiştiğini bilmeyen biri için gerçekten kavranması zor bir konu. Ayrıca Türkiye’de ne kadar yüksek bütçeyle yapılsa da sinema filminde insanlar mümkün olduğu kadar düşük ücret alırlar, hatta ücret almazlar. Sinemaya katkı olsun diye nerdeyse ücretsiz çalışan çok film vardır. Sinemadan para kazanılmış olunsaydı, Yeşilçam eskileri şimdi trilyoner olurdu. Yılda 300 film çekmek ne demek düşünsenize. Sinema filmine gerçek bütçe ABD’de harcanır. Bu nedenle bu insanlar reklam filmlerinde, tamamen ticari iş olduğu için fiyatlarını yükseltirler. Haklılar. Bilginize.)
  • 15) “Öyle bir reklam olsun ki, hem satışlar artsın hem de herkes bizi tanısın, hem de ürünün tüm özelliklerini okusunlar, hem de şirketin imajı yükselsin, hem de…”

    (Diye gider bu… Müşteri para harcadığı için tek bir gazete ilanının bile tüm bunları aynı anda çözmesini bekler. Ama tüm bunları aynı anda çözebilen reklam henüz yapılabilmiş değil. Biz reklamcılar aslında 150 yıldır tüm dünyada bunun sırrını bulmaya çalışıyoruz.)
  • 16) “Bana depo şefini çağırın. Bakalım o ne diyecek bu reklamlara? “

    ( Tabii ki depo şefine işi olmayan bir şeyi sorarsanız, o da size yaranmak için aklına gelen tüm eleştirileri sıralayacak. Madem öyle siz de bize depo şefinin başında olduğu depoyu gösterin, biz de eleştirilerimizi sıralayalım. Depo olayından hiç anlamam ama bir şey sorulunca bir cevabım mutlaka olacaktır, her Türk evladı gibi…)
  • 17) “Benim yeğenim var. Bir gecede internet sitesi yapıyor. Nasıl olur da siz bana hem de bu paraya bir ay sürer diyorsunuz?”

    (Buyurun yaptırın o zaman. İnternet dünyasının nerelere vardığını ve internette tasarımın önemini şimdi yeniden mi anlatmamız gerekiyor? Tabii ki birde bilgisayar programlarını bilen herkesin tasarımcı olmadığını; uygulamacı ve tasarımcının ayrı konular ve alanlar için varolduklarını da söylemek gerek.)
  • 18) “Şimdi siz, birinci konseptteki başlıkla ikinci konseptteki resmi ve üçüncü konseptteki alt bandı alın aynı ilanda birleştirin.”

    (Tabii… Meğer bizim ajansın yaratıcı yönetmeni aslında müşterinin kendisiymiş. Her konsept kendi içinde bir bütündür. Zaten adı o nedenle konsepttir. Yaklaşım da diyebiliriz. Biz sizin dediğinizin onlarcasını deneyerek geldik o noktaya. Ama müşteri istediği için bir gün daha uğraşalım ve istediğini yapalım. Ki olmayacağını görsün.)
  • 19) “Kardeşim Tanrı kelamımı bu? Neden değişmesin?

    (Bazen de müşteri ağır bir benzetme yapar, işte böyle. Siz de başınızı önünüze eğer ve kendinizi Tanrı yerine koyup bu doğrusudur, değiştirmeyiz dememeyi öğrenmeye başlarsınız. Ama müşteri kendisini o mertebeye koyup emir verdiğini düşünmez nedense!)
  • 20) “Bakın patron” başka ajanslardan da fiyat alın”, dedi. Ona göre…”

    (Bu da mevcut ajansı bırakmakla tehdit etmenin başka bir yoludur. Siz de mecburen fiyat indirirsiniz. Kazandığınız boş bir portfolyodur, kaybettiğiniz ise ciddi bir emektir.)
  • 21) “Biz bir de bizim matbaadan fiyat alacağız.”

    (Güvensizliğin bir başka boyutu. Müşteri nedense hep “kazıklandığını” düşünür. Oysa kendisi de sokaktaki müşterisine elinden geldiğince yüksek bir karla sattığını unutur. Ona sokaktaki bir tüketici gelip hesap soramaz.)
  • 22) “Bir de bunun mavisini görelim.”

    (Oysa o reklamda olabilecek birkaç rengi zaten bir ajansta denemiş ve sonunda en uygun rengi müşterinin karşısına getirmişizdir. Ama onu görsün bakalım. Bu arada defalarca tekrar tekrar alınan lazer çıkışların maliyetini ve çevreyi kirletmesini ona ödetemezsiniz, o başka.)
  • 23) “Ben sarı severim. Bir de sarı deneyin.”

    (Böyle istekler de olur. Herkesin zevki başka. Ama sokaktaki müşterinin beğenisi bu değil deseniz de durum değişmez. Önce müşteri kendisini beğenecek.)
  • 24) “Cem Yılmaz’ı oynatalım”

    (Tabii… Cem Yılmaz hiç kadın ayakkabısı reklamında oynamamıştı. İyi olur. Oynamadığı tek ürün kategorisi reklamı bu sanırım. Onu da oynar. Neden olmasın? İyi de siz daha sadece film çekimine bile 100 bin TL dediğimizde çıldırmıştınız, Cem Yılmaz’ın fiyatını nasıl ödeyeceksiniz? Bir de tabii ki markanızla bütünleşen bir isim olarak onu düşünmemiz de ayrı bir zeka.)
  • 25) “Bu ürün çok gizli. Herkes bizim ürünün peşinde.”

    Aman dikkat edelim. KGB, CIA ve MOSSAD etrafta olabilir (Artık KGB kalmadı ama olsun). Sanayi casusluğu çok ağır bir suç ayrıca. Bırakalım bu paranoyak durumları ve reklam yapalım.)
  • 26) “Size çikolata getirdim. Zekanız açılsın, bize çok yaratıcı çalışma yapın, hah, hah, hah!”

    (Şakacı müşteri tipi. Bizim zekamızı çikolata ile yükseltmek çok yaratıcı bir fikir.)
  • 27) “Onlar Seda Sayan’ı oynattılarsa ben de Sibel Can’ı oynatırım. Hatta Gülben Ergen’i.”

    ( Allah’tan televizyondaki terlik savaşları bitti.)
  • 28) “Benim ürünüm erkek. Reklam yapmasam da satar.”

    (Bu da Kayserili bir müşterimizin ünlü repliğidir. Demek ürünler bizim bilmediğimiz bir şekilde erkek ve kadın olarak ayrılıyor. Hatta aslında heteroseksüel, gay, travesti, transeksüel, lezbiyen gibi de ayrılmalı. Doğrusu bu. Bir tek erkek ürünün reklama ihtiyacı yokmuş onu öğrenmiş olduk. Sanırım o da “çük” farkıyla önde olduğu için. Ama şişme göğüsler dik durunca çükten daha mı önde olur? Göğüs farkıyla, gibi… Bu arada müşterimizden ne öğrenmiş olduk? Tabii ki, tüketici pazara çıktığında erkek ürün arıyormuş, bunu öğrendik. Ben hala ürünlerin cinsiyetini anlayamıyorum. Sanırım aseksüelim.)
  • 29) “Benim için satış çok önemli. O yüzden pazarlama müdürünü satış müdürüne bağladım. Onunla çalışacaksınız.”

    (Aferin size. Şimdi, pazarlama biliminin tarihine değinmeyeceğim burada ama pazarlamanın tüm araştırma, üretme, satış ve satış sonrası gibi tüm süreçlerin bir toplamı olduğunu bilmeyen bir patrona ne anlatılır ki? Pazarlamayı yüz yüze satış sanan biri tabii ki, satış müdürünü nerdeyse genel müdür ilan edebilir.)
  • 30) “Ben bir piar çalışması istiyorum. Bakalım pazarda kaç kişi bizi tanıyormuş, öğrenelim.”

    (Burada duralım. PR mı PİAR mı? PİAR şu anda adı değişmiş olan bir özel kurumun adı. Bir pazar araştırma şirketi. Müşterimiz, artık jenerik hale gelmiş olan bu ismi, pazar araştırması ile eş düşünüyor. Okunuştaki PR ise İngilizce halkla ilişkiler demek olan Public Relations’ın kısaltması.)
  • 31) “Ben hiç reklam yapmadan ünlü oldum.”

    (Oysa bugüne kadar yüzlerce katalog, broşür, bina giydirme, araç giydirme, açıkhava, kapılara broşür bırakma gibi çalışma yapan bir kurum. Reklamı sanırım sadece TV ya da gazete reklamı olarak algılıyor.)
  • 32) “Kurtlar Vadisi’ne reklam girsek yeter bize.”

    (Tabii ki yeter. Yani, o diziyi izleyenlere seslenmek istiyorsanız doğru bir karar. Ama siz, kadın şampuanı üretmek istediğinize göre sabah kadın kuşağına girseniz daha iyi olmaz mı?)
  • 33) “ Fuardaki mankenleri birlikte seçelim.”

    (Allah Allah! Sanırım paketleyip eve götürecek fuar sonrası. Manavdan domates alınıyor sanki. Sevgili müşterim, derdimiz fuarda otomobilleri sergilemek. Mankenleri değil. Mankenler fuarda “gel gel” yapsın diye, pardon, standa ilgiyi artırsın diye var.)
  • 34) “Biz size sormadan araştırma yaptırdık ve reklamlarda Şafak Sezer’i kullanmaya karar verdik. Çok komik geliyormuş halka. Aslında 4.sırada çıktı ama parada anlaştık bile.”

    (Demek diğerlerine paran yetmedi. Madem derdiniz komiklik, neden otomobil satıyorsunuz? İnsanları kahkahadan güldüren başka bir ürün satalım.)
  • 35) “Ben Koç muyum? Benden daha az para alsınlar.”

    (Tabii ki bu da bir züğürt bakış açısı. Fakirim, o yüzden daha az para öderim. Medya da burs veriyor zaten fakir olan reklamverene, iyi. Artık, Koç değil, başka isimler de zikredebilirsiniz. Başka yerlere değil de kurumunuza, markanıza yatırım yaparsanız bence daha çok kazanırsınız.)
  • 36) “Bize öyle bir marka adı bulun ki, reklama ihtiyaç olmasın. O adı duyunca herkes bizi hatırlasın.”

    (İnanılmaz. Ama olabilir. Ama kimseye reklam yapmayınca insanlar nasıl duyacak? Bilmiyorum. Birde Türkiye’de artık boş marka adı neredeyse kalmadı, hatırlatalım.)
1/36
Günlük hayatta karşılaştığımız bu konuşmalar
Grafik Tasarım Dergisi Nisan 2013 sayısından alınmıştır








Yeni Mah. 303. Sk. Çağ Apt. No: 43 Kat: 1 D: 2 / ORDU
0 452 222 21 21 | info@izajans.com.tr